Üye Girişi
   
 

Özel Mesajlarınızı Görmek İçin Üye Girişi Yapınız...

Sitemize üye Olarak Üyelik Ayrıcalıklarından Faydalanın.

Profilinizde Resim Galeri Oluşturabilir ve Oluşturulan Galerileri Görebilirsiniz. Ayrıca Diğer Üyelere Mesaj Gönderebilirsiniz.

Eklediğiniz Mesajlar ve Haberler Anında Yayınlanır.
 Yeni Üye Kaydı
Ziyaretçi Sayısı

Toplam 59780 Kişi
En Kalabalık Zamanı:
45 kişi ile
20.11.2013 11:15:13

Online Üyeler
1 : Misafir
2 : Misafir
3 : Misafir
4 : Misafir

Tavsiyemiz

Sitemizi daha hızlı ve sorunsuz gezinmek için ve grafikleri daha düzgün görebilmek için bilgisayarınıza Firefox Mozilla veya Google Chrome tarayıcısını yükleyniz.


Firefox Mozilla

Google Chrome
Köyümüz Hakkında

ÇAYAN KÖYÜ :

Çayan Köyü ÇORUM İli Sungurlu İlçesine bağlı, İl merkezine 108 km, İlçe Merkezine ise 38 km uzaklığında iki tepe arasında bir köydür.

Bulunduğu İl     : Çorum
Bulunduğu İlçe : Sungurlu
Enlemi              : 40.4833333
Boylamı            : 35.4833333
Telefon kodu    : 364
Posta kodu      : 19300

 

AŞIK GÜLABİ :

           Bölgede Çayan Köyü deyince ilk akla gelen Halk Ozanı Aşık Gülabi (GÜLTEKİN) dir. 1 Ocak 1950 Çayan Köyü doğumlu olan Aşık Gülabi (GÜLTEKİN), köyümüzün isminin duyulmasında önemli bir etken olmuştur. Kendisi halen İstanbulda ikamet etmekte, ozanlığının yanısıra tekstil ticareti ile de uğraş vermektedir.

ÇAYAN İSMİ :
           

Rivayete göre köy kurulmadan önce çok eski zamanlarda, Şu anki köyün alt (batı) tarafında bulunan Alatepe (alt resimde) diye bilinen tepenin yanında o zamanlar yolcuların konakladığı bir Han varmış. Han aynı zamanda Şu anki köyün içinden geçen Çayın da kenarında olduğundan orada konaklayan yolcular bu hana  Önünden geçen Çay nedeniyle "Çay Han" diye adlandırmışlar. Şiddetli yağmur ve soğuk zamanlarında yolcuların "Çay Han'a bir yetişebilseydik." dedikleri söylenir. Zamanla "Çay Han" kelimesi yöre halkının konuşma tarzına göre değişiklik göstermiş, Çayhan kelimesi "H" harfinin  düşmesiyle "Çayan"a dönüşmüş ve köyümüz Çayan ismini buradan almıştır.

Yukarıdaki bilgiler köyün yaşlılarından elde edilmiştir. Ancak köyümüzün ismi ile ilgili olarak Araştırmacı Yazar İsmail UÇAKÇI'nın araştırması sonucu bilgileri aşağıda okuyabilirsiniz.

 

İLK YERLEŞİM :


Köye İlk yerleşim Horasan'dan Hacıbektaş'a, Oradan da Çayan' a gelen alevilerin yerleştiği bilinir. Daha sonradan bu bu yerleşime Çorum İli İskilip İlçesinden gelen aleviler katılmıştır.

           O zamanlar her yıl Karaman'dan Çorum'a göç eden sünni kesim ile köydekiler arasında bir dostluk oluşmuş. Yine bu göçebe halkın köyden geçişinde yerleşik halk onlara "Burada yeterince arazi var. Size de bize de yeter. Göçebelikten vaz geçip buraya yerleşin ve birlikte yaşayalım." diyerek Şu anki sünni kesimin de köye yerleşmesini sağlamışlar.

           O gün bu gündür birlikte yaşayan Alevi ve Sünni kesim, her türlü konuda birbirleriyle anlaşarak ve yardımlaşarak, aralarında en ufak bir mezhep sorunu oluşturmadan, karşılıklı saygı ve sevgi içerisinde "ÇayHanlı" atalarından kendilerine miras kalan dostluğu tüm dünyaya örnek olacak şekilde devam ettirmektedirler.

NÜFUS :

           Köyümüzde hane sayısı 1980 li yıllarda 150 haneye kadar ulaşmış,  ancak o yıllardan sonra İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehirlere göç ile bu sayı gerilemeye başlamıştır.

           1997 Yılı nüfus sayım sonucuna göre köyümüz nüfusu 442 iken 2000 Yılı nüfus sayım sonucuna göre ise köyümüz nüfusu 348 dir.

          Ankara'ya göç edenler genelde pide ve lahmacun fırınları işleterek geçimlerini sağlarken İstanbul'da bulunanlar tekstille uğraş vermekte ve özellikle çorap sektöründe önemli bir mesafe katetmişlerdir.


ARAŞTIRMACI YAZAR İSMAİL UÇAKÇI TARAFINDAN SİTEMİZE EKLENEN BİLGİLER:

ÇORUM, YOZGAT, KIRŞEHİR, KIRIKKALE, ÇANKIRI YÖRESİNDE ALEVÎ, SÜNNÎ CEMAATLERİ:



Tarihi kaynakların günümüze aktardığı bilgilerden anlaşılacağı üzere Anadolu topraklarına tarihin değişik devirlerinde Türk yerleşmeleri olmuştur. İslam öncesi ve sonrasına dayanan bu yerleşmelerde buraları yurt edinen Türk Aşiretlerinin bazıları, İslam Kültürü ile hiç tanışamamış ve dolayı ile Hıristiyan Türkler olarak kabul edilmiştir. Türklerin İslam Kültürünü benimsemesinden sonra gelip yurt edinmiş Türklerde bağlı bulundukları devlet ve milletlerin etkisinde kalarak dini ve milli değerlerini yitirmişlerdir.

Malazgirt Zaferi ile Anadolu kapıları Türklere tamamen açılınca Türk Aydınları harekata geçmiş ve Rum Diyarı adı verdikleri Anadolu için özel programlar uygulamışlardır. XIII. Yüzyılın ilk çeyreğinde, Hoca Ahmet Yesevi ocaklarında yetişmiş erenlerini Rum Diyarına göndermiş ve bu toprakların Türk-İslamlaşmasını istemiştir.

Yurdun değişik yöresinde değişik aydın (Alp-Eren) lar görev alırken, Orta Anadolu’nun bu yöresinde Oğuzların Kargın boy beylerinden “Dede Kargın” görev almıştır. Onun ölümünden sonra, Baba İlyas Horasan-i, Hacı Bektaş-i Veli, Mevlana, Hacı Bayram-ı Veli, Şeyh Haydar” gibi erenler görevi devralmış ve kendi adlarıyla kurdukları “Babai, Haydari, Bektaşi, Mevlevi, Bayrami, Safevî Tarikatları” aracılığı ile bu çalışmayı sürdürmüş ve böylelikle Bizans içerisinde asimile olmuş Anadolu insanını Türk-İslamlaştırmışlardır.

Zaman zaman bu tarikat ile şeyhleri hükümetlerle karşı karşıya gelmişler ve ayaklanarak isyanlar çıkartmışlardır. Osmanlı ülkesinde yaşayan, Safevî yanlısı Türkmenlerin Şah İsmail’e destek için İran’a giderek destek olmaları ve onunla birlikte Osmanlı hükümetine karşı savaşmaları bu Türkmenler ile hükümet arasındaki anlaşmazlığı ayyuka çıkartmıştır.

Osmanlı hükümetlerinin uzun yıllar işbaşında kalması ve daha sonraki yüzyıllarda benzer olayların yaşanması bu Türkmen Aşiretleri ile hükümet arasındaki anlaşmazlığın giderilememesine sebep olmuş ve bu anlaşmazlık geçen uzun süre içerisinde kültür ayrılığına dönüşerek günümüze kadar süre gelmiştir.

Bu durumu bazı kötü niyetli millet ya da devletler kendi lehlerinde kullanmışlar, Arap devlet ve milletleri “Sünni” cemaat üzerinde oyunlar oynamış Arap kültürünü İslam Kültürü diye dayatmışlar, Avrupa devlet ve milletleri de “Alevi” cemaati üzerine oyunlar oynamışlar uygarlık, çağdaşlık adı ile kendi kültürlerini dayatmışlardır… Yörede yaşayan Alevî, Sünnî adıyla adlandırılmış cemaatlerin bir kısmı aynı köy, aynı mahalle, bir kısmı da ayrı köy, ayrı mahallelerde iskân ettikleri görülür. Bu cemaatler arasında soy, boy, aşiret hatta “Sülale-oymaklar” arasında birlikteliğin bulunduğu gerek tarihi kaynaklar gerekse saha araştırmalarından anlaşılır.

ÖRNEKLER;
KARGIN AŞİRETLERİ; Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Çankırı yöresinde yaşayan Kargın Aşiretlerinin bir kısmının Alevi, bir kısmının Sünni kültüründe yaşadığı bilinir. Buna örnek, Çorum, Hüseyin Abad (Alaca) Nahiyesi idari sahasında kurulmuş “Geçit Mezrası”nda 28 hanede, “Akpınar Mezrası”nda 47 hanede, “Alifakih Mezarası”nda 10 hanede, “Çapanpınar Mezrası”nda 17 hanede, “Yağlu Mezrası”nda 13 hanede, “Kızıllar Mezrası”nda 7 hanede, “Kabaklı Mezrası”nda 9 hanede, “Koçhisar Mezrası”nda 3 hanede, “Gerdekkaya Mezrası”nda 15 hanede “Yaban Mezrası”nda 15 hanede, “Kayacık Mezrası”nda 6 hanede, “Murat Seyfi Mezrası”nda 5 hanede, “Sapmaz Mezrası”nda 5 hanede; Bozok idari sahasında kurulmuş “Çandır Mezrası”nda 13 hanede; İskilip Kazası “Ulukargın Karyesi” nde 29 hanede; 1485 yılında Mecitözü Nahiyesi “Karkın Karyesi”nde 11 hane, Çakışla 12 hane, “Şahyörükleri karyesi“ 16 hane, “Sarısülemiş karyesi” 2 hane, “Mühreler karyesi” 17 hanede; İskilip Kazası “Karkın Karyesi”nde 44 hanede; Bozok Sancağı ve buna bağlı Çubuk Nahiyesi mıntıkasında 38 hanede; Kırşehri yöresinde kurulmuş “Çatalmehsed Karyesi” nde 30 hanede, Çatalin Karyesi” nde 13 hanede ve Dikiltaş-Iraklı Mezrası”nda 15 hanede ve Hacıbektaş Nahiyesi “Karkın Karyesi”nde 21 hanede yaşadıkları tarihi vesikalarda yerini almış ve bu insanların torunlarının günümüzde bir kısmının Alevi, bir kısmının Sünni İnanç kültüründe bulunduğu anlaşılmıştır.

NÖBETİ AŞİRETİ; Cerit Aşiretine bağlı, Aygar Aşiretine mensup olduğu anlaşılan aşiretin Nöbeti Baba” adlı bir beyinin türbesinin bulunduğu dağ eteklerinde kurulmuş köylerin bazılarının Alevî, bazılarının Sünnî kültüründe olduğu bilinir. Boğazkale İlçesi, Sungurlu İlçesi ve Yozgat İline bağlı “Kurbağalı, Göller, Çarşıcuma, Büyük ve Küçükincesu, Kamışlı, Körkü, Yanıcak, Tatlı, Çukurlu, Çadırardıç, Beşkız, Yarımsöğüt, Evci, Ayağıbüyük, Kaymaz Köyleri”nde yaşayan bazı sülalelerin Nöbeti Baba soyundan olduklarına ilişkin anlatımlarda bulundukları görülür.

KOÇI-KOÇAK AŞIRETI;

Koçi Aşiretinin diğer bir adının Koçak Aşireti olduğu Osmanlı vesikaları tarafından aktarılan bir konudur. Tarihte iz bırakmış, kendi adıyla vakıf ve zaviyeler açmış Koçi Baba’nın da Hacı Bektaş-i Veli’nin yakını ve Çepni Boyuna bağlı olduğu bilinir. Koçi Baba’nın yaşayıp öldüğü ve türbesi bulunan Balışeyh İlçesi Koçibeyli Köyü Alevî kültüründe olduğu bilinir. Günümüzde Yerköy İlçesi idari sahasında kalmış Yukarıihsangazili Köyünün XVI. Yüzyıldaki adının “Koçak” olduğu ve bu köyde Koçi Baba’ya ait bir vakfın bulunduğu tarihi vesikalarda aktarılır. Adı geçen köyde yaşayan “Koçak “ soyadı almış ve Sünnî inanç kültüründe bulunan oymağın Koçi-Koçak Baba’nın torunları olduğunu söylemek mümkündür.

SARIKIZ-TOKUŞ AŞİRETİ;

Çepni Boyuna bağlı olduğu bilinir. Sulakyurt İlçesine bağlı “Sarıkızlı, Faraşlı, Yeniceli, Alişeyhli, Mustak”; Delice İlçesine bağlı “Kavak, Bozköy”; Sungurlu İlçesine bağlı “İnegazili, Turgutlu, Bahşılı, Kuzucak Köyleri” nde Tokuş Babanın soyuna mensup insanlar bulunduğu gerek tarihi kaynaklar gerekse yöre insanının anlatımlarından anlaşılır. Hatta Sungurlu İlçesi Bahşılı Köyünde “Tokuşoğlu” adıyla bilinen mezarda yatan Tokuşoğlu adlı zatın köyün kurucusu ve köyde yaşayan oymakların bazılarının atası olduğu kabul edilir. Tokuş Baba’nın bir kardeşinin de yine aynı ilçenin Kuzucak Köyüne yerleştiği ve bu köyü kurduğu anlatılır. Yukarıda bahis edilen ve Tokuş Babanın soyu olduğu belirtilen köylerimizin bir kısmının “Alevî”, bir kısmının Sünnî kültüründe bulunduğu bilinir.

KARA BABA AŞİRETİ;

Çepnilere bağlı olduğu belirtilen aşirete mensup taifelerin yörede yaygın bulunduğu günümüze intikal etmiş mezar ve arazi adlarından anlaşılır. Boğazkale İlçesi Çarşıdere Köyü, Sungurlu İlçesi Beşkız Köyü, Çorum İline Bağlı Aliki Köyü, Alaca İlçesi Büyük Camili Köyü, Delice İlçesi Küçükavşar Köyü, Sungurlu İlçesi Küçükpolatlı, Yukarıbeşpınar, Çiftlik, Tirkeş, Oğlaközü Köyleri ve Uğurludağ İlçesi Kızağılı Köyü mıntıkasında bulunan “Kara Baba” mezarları Alevî, Sünnî ayrımı yapılmadan kutsal kabul edilirler. Bu mıntıkada kurulmuş köylerde yaşayan oymakların bazıları Kara Baba’yı ataları kabul ederler adak ve dileklerini burada yaparlar. Bu köylerimizin bazıları Sünni kültüründedir.

TÜLÜ AŞİRETİ;

Bayındır Boyuna bağlı olduğu belirtilen aşiret mensuplarının, Sungurlu İlçesinin batı bölgesinde bulunan ve tarihte önemli bir yerleşim yeri olmuş “Tülü” adlı yerleşim yeri civarında bu yerleşim yerinin kalıntısı olarak günümüze eski mezarlık intikal etmiştir. Bu mezarlığı atalarının mezarlığı kabul eden çevre köylerden “Sarıkamış, Çayan, Çavuş, Çavuşçu, Kavşut, Boztepe, Kızıl, İmirli, Karaçay Köyleri” nin bazılarının Alevi, bazılarının Sünnî kültüründe bulunduğu bilinir.

AĞCALI-AĞCAKOYUNLU AŞİRETİ;

Bağlılık konusunda hakkında değişik görüşler bulunmasına karşı yaygın görüşün Bayat Boyuna bağlı olduğudur. Safevî Devletinin kuruluşunda önemli görevler üstlendiği ve Şah İsmail’e destek için İran’a gittiği belirtilen Ağcalı-Ağçakoyunlu Aşireti mensuplarının bir kısmının Alevî, bir kısmının Sünnî kültüründe bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna örnek; Sungurlu İlçesi idari sınırları içerisinde bulunan ve Alevî-Sünnî cemaatlerine mensup oymakların birlikte kurup, yaşadığı Ağcalı-Akçalı Köyü ile Akçakoyunlu (Ağacakoyunlu) köyü verilebilir. Yine, Akçakoyunlu Köyünde yaşayan ve Sünnî kültüründe bulunan “Akçakoyunlu” soyadı almış oymak tezimize destek oluşturmaktadır.

ÇAYAN AŞİRETİ;

Çepni Boyuna bağlı olduğu ve gerek, Safevîler gerekse Safevî şeyhlerinin yanında önemli bir yeri bulunduğu belirtilir. Aşirete bağlı bir taifenin Sungurlu idari sınırları içerisinde bulunan Çayan Köyünün kurucuları olduğu anlaşılır. Burada yaptığımız saha araştırmasında adı geçen köyde yaşayan insanların bir kısmının Alevî, bir kısmının Sünnî kültüründe bulunduğu ve yan yana evler kurup birlikte yaşadıkları görülmektedir. Bu köyde yaşayan “Akşin, Andican, Özkara, Alımlı, Adıgüzel, Özelen, Alamur (bu sülalenin yine aynı ilçeye bağlı Kızılcakışla köyünde yaşadığı ve Alamur soyadı aldığı bilinir) Altekin, İskilip, Özbudak” gibi soyadları almış oymaklara ilişkin yaptığımız araştırmalarda hangi oymak ya da oymakların köyü kurup adını veren, başka bir anlatımla Çayan Aşireti mensubu olduğu bilgisi edinilememiştir. Ayrıca, adı geçen ilçeye bağlı Körkü Köyünde yaşayan ve Alevî kültürü içerisinde bulunan“Çayan” soyadı almış oymak üyeleri bu çerçevede değerlendirilebilir.

ÇULHA AŞİRETİ;

Avşar Boyuna bağlı olduğu belirtilir. Sungurlu İlçesi idari sınırları içerisinde bulunan “Çulhalı Köyü” kurucuları Sünnî, Kamışlı Köyünde yaşayan “Çulhaoğlu” sülale adı almış oymak Alevî, İncesu Köyünde yaşayan “Çulanoğlu”, “Çulhaoğlu iken değiştirilmiş” soyadı almış oymak Sünnî; Kemallı Köyünde yaşayan “Çulhaoğlu” soyadı almış oymak “Sünnî”, yine, Sungurlu Çulhalı Köyünde yaşayan Poyraz soyadı almış oymağın atalarının son yüzyıllarda Malatya yöresinden geldiği ve bu oymağın Malatya yöresinde Alevî kültüründe iken Çulhalı köyünde Sünnî kültüründe yaşadığı belirtilmektedir.

HALAÇ AŞİRETİ;

Avşar Boyuna bağlı olduğu bilinen aşirete mensup oymakların, Kızılırmak, Çiçekdağı ve Şefaatli İlçelerine bağlı “Halaçlı Köyleri” nde yaşayan taifeleri ile Delice İlçesi Coğul Köyünde yaşayan “Halaç” sülale Şentürk soyadı almış taifesinin “Sünnî”; Sungurlu İlçesi Kemallı Köyünde yaşayan “Halaç-oğlu” soyadı almış taifesi ile Alaca İlçesi Alacahöyük Köyünde yaşayan “Halaç” soyadı almış taifesinin "Alevî” kültüründe bulunduğu görülür.

ALAMASLI AŞIRETI;

Yazır Boyuna bağlı olduğu belirtilen aşiret mensubu taifelerden, Alaca İlçesi idari sahasına kurulmuş eski adı “Alamaslı” yeni adı Çevreli Köyü’nde yaşayan insanların Alevî, Sungurlu İdari sahasında kurulmuş eski adı “Alamaslı” yeni adı Orta köyü’ nde yaşayan insanların Sünnî kültüründe bulunduğu görülmektedir.

EYMIR-İMIR AŞIRETI;

Adını, Eymür Boyundan almış aşiretin, Sungurlu İlçesine bağlı “İmirli Köyü” nde yaşayan taifeleri “Sünnî”, Delice İlçesine bağlı “İmirli Köyü” nde yaşayan taifeleri “Alevî” kültüründe bulunduğu bilinir.

TURGUT AŞİRETİ;

Kınık Boyuna bağlı olduğu yönünde yaygın görüş bulunmaktadır. Bu aşirete mensup bazı taifelerin Sungurlu İlçesi ve Çorum yöresinde Turgut-lu adıyla iki köy kurdukları, bu köylerden Sungurlu idari sahasında kurulmuş köyün “Sünnî”, Çorum yöresinde kurulmuş “Turgut” adlı köyün “Alevî” kültüründe bulunduğu görülür.

DEDESLI-GÜNDEŞLI AŞIRETI;

Aşiret mensuplarının XVII. Yüzyılın ilk çeyreğinde Çorum İli Uğurludağ ile İskilip İlçeleri idari sahalarında bulunan “Dedesli” adı ile adlandırılmış ova civarında 28 köye yerleştiği belirtilir. Dedesli Aşireti üyeleri tarafından kurulmuş köylerden “Karakeçili, Kertme, Tutpınar, Hasandeğen, Hacıbey, Babaoğlu köyleri “Alevi” inanç kültüründe iken, “Aşlıarmut, Çeltek, Hacıahmet, Saz, Boztepe ve Kızağılı Köylerinin “Sünni” inanç kültürnde “İnalözü Köyü” nde yaşayan taifeleri ise bir kısmı “Alevi”, bir kısmının “Sünni” inanç kültüründe bulunmaktadır.

KARAKEÇİLİ AŞİRETİ;

Kayı Boyuna bağlı olduğu bilinen aşiret mensuplarının kurduğu Boğazkale İlçesi Karakeçili Köyü “Sünnî”, Çorum İline bağlı Karakeçili Köyü “Alevî” kültüründe bulunmaktadır.

KERTME AŞİRETİ;

Çorum yöresinde kurulmuş Kertme Köyü ahalisi “Alevî”, Sungurlu İlçesi idari sınırları içerisinde bulunan Kertme Köyü ahalisi “Sünnî” kültüründe bulunmaktadır.

SERBAN AŞİRETİ;

Adını, Sabir, diğer bir adıyla Sibir-Sabır adlı Türk boyundan almıştır. Çorum yöresinde kurulmuş Serban Köyünde yaşayan oymaklar ile Sungurlu İlçesi Aydoğan Köyü ve Akpınar Köylerinde uzantıları olan “Sabır ocağı” üyeleri Alevî; yine aynı ilçenin “Kırankışla Köyünde yaşayan Savran soyadı almış oymak Sünnî” kültüründe olduğu görülmektedir. Bu aşiretlerin aynı aşiret olduğu bilinir.

BAHADDINLI AŞIRETI;

Bahaddinli Aşiretine mensup taifelerin İskilip İlçesi idari sahasında yaşayan taifeleri Sünnî; Yozgat İli Sorgun İlçesi “Bahaddinli Kasabası” nda yaşayan taifeleri Alevî kültüründe bulunduğu görülür.

TOKLU AŞIRETI;

Varsak Aşiretleri arasında görülür. Sungurlu İlçesi Arabaçayı Köyünde yaşayan ve Alaca İlçesi İmat Köyünden geldiği rivayet edilen taifenin “Sünni”, İmat Köyünde yaşayan insanların Alevî kültüründe bulunduğu bilinir.

YALDIRAN OYMAĞI;

Sungurlu İlçesi Cevheri Köyünde yaşayan bu oymağın atalarının “Alevî” kültüründe, oymak üyelerinin ise günümüzde “Sünnî” kültüründe olduğu belirtilmektedir.

DALKILIÇ AŞIRETI; Aşiretin, Sungurlu İlçesi Yarımsöğüt Köyünde yaşayan uzantısı “Sünni”, Şabanözü İlçesi Mart Köyü civarında yaşayan uzantısı “Alevi” kültüründe bulunduğu anlaşılır.

CILVAR OYMAĞI;

Sungurlu İlçesi, Çamoluk Köyünün eski isminin Cilvar olduğu ve bu köyden bir taifenin geçmişte Akpınar Köyüne göçtüğü belirtilir. Cilvar-Çamoluk Köyünde yaşayan insanlar Sünnî inanç kültüründe bir yaşam tarzı seçmişlerken, Akpınar Köyüne yerleşen ailenin “Cilvarlıoğlu” soyadı aldığı ve Alevî kültürü içerisinde bir yaşam tarzı seçtiği görülür. Sözkonusu oymağın Çamoluk Köyü kolunu “Şimşek veyahut Erdoğan” soyadı almış oymak oluşturduğu sanılmaktadır.

YAĞMUROĞLU AŞIRETI;

Sungurlu İlçesi, Arifegazili Beldesinde yaşayan ve günümüzde “Sünni” kültüründe bulunan “Yağmuroğlu” soyadı almış oymağın atalarının, Çorum İli Ovacık Köyünden gelip buraya yerleştiği, dolayı ile “Alevî” kültüründe olduğu anlaşılır. Aynı ilçeye bağlı Orta kışla Köyünde yaşayan Kılıç soy, Yağmuroğulları sülale adı almış oymağın ataları “Alevî” kültüründe bulunduğu oymak üylerinin ise günümüzde “Sünnî” kültüründe bulunduğu bilgileri aktarılmıştır.

YAMUK VE İSKILIPLIOĞLU OYMAĞI;

Sungurlu İlçesi Büyükpolatlı Köyünde yaşayan bu oymakların atalarının Alevî, günümüzde ise Sünnî kültüründe oldukları anlatılmaktadır.

UZAN OYMAĞI;

Sungurlu İlçesi Arifegazili Beldesinde yaşayan bu oymağın ataları yine, aynı ilçeye bağlı Çavuş Köyü’nden geldiği ve Alevî kökenli oldukları belde ahalisi ve oymak üyeleri tarafından anlatılır.

DEMIRHAN OYMAĞI;

Uğurludağ İlçesi idari sahasında kalmış, eski adı “Türkmihmatlı”(Küçükyamadı), yeni adı “Küçükerikli” adıyla anılan köyde Alevî kültüründe yaşarlarken, her hangi bir nedenden dolayı yaşadığı köyü terk ederek Sungurlu’nun İncesu Köyüne yerleşmiş ve bu köyde Sünnî inanç kültürünü yaşamaktadır.

KAVURGALI AŞIRETI;

Yüreğir Boyuna bağlı olduğu belirtilir. Bu aşirete bağlı taifelerin Hüseyin Abâd-Alaca, Çiçekdağı, Salmanlı-Yerköy ve Sungurlu idari sahalarında yaygın olarak yaşadıkları ve bunların bir kısmının aşiret adıyla köy kurdukları, bir kısmının da başka boylara mensup aşiretlerle birlikte yaşadıkları bilinir. Geniş bilgisi ilgili başlık adı altında verildiği gibi bu aşirete mensup taifelerin bir kısmının Alevî, bir Sünnî kültüründe bulunduğu görülür. Buna örnek, Alevî kültüründe bulunan Sulakyurt İlçesi “Kavurgalı Köyü”, Keskin İlçesine bağlı “Kavurgalı Köyü”, Sünnî kültüründe bulunan diğerleri verilebilir.

KUREYŞ-TUT OYMAKLARI;

Sungurlu İlçesi Alembeyli Köyünde yaşayan bu oymakların akraba oymak oldukları köylüler ve oymak üyeleri tarafından bilinmektedir. Söz konusu oymaklardan “Kureş” soyadı almış oymağın Alevî, “Tut” soyadı almış oymağın Sünnî kültünde bulunduğu bilinir.

DEMİRCİLER AŞİRETİ;

Çepni Boyuna bağlı olduğu ve Salmanlıların Askeri kanadını oluşturduğu belirtilir. Aşirete mensup bazı taifelerin yörede yaşadığı ve bunların bazılarının Alevi, bazılarının Sünni kültüründe bulunduğu görülür. Buna örnek, Sungurlu İlçesi Tatlı ve Yarımsöğüt Köylerinde yaşayan “Demirciler” sülale-soy adı almış uzantıların Sünni, Çukurlu ve Çiçeklikeller Köyünde yaşayan “Demirciler” sülale adı almış uzantılarının Alevi inanç kültüründe bulunması verilebilir.

KARACA OYMAĞI;

Yazır Boyuna bağlı olduğu belirtilir. Uğurludağ ilçesi eski adı Karaavdar, yeni adı Gökçeağaç olan köyde yaşayan Karaca soyadı almış oymağın atalarının Alevî, günümüzde ise oymak üyelerinin Sünnî kültüründe bulunduğu oymak üyelerinden dinlenilmiştir.

EVCİ AŞİRETİ;

Bayat Boyuna bağlı olduğu belirtilir. Bilindiği gibi Tahtacı Aşiretlerinin diğer bir adı da “Evci”dir. Alevî inanç kültüründe bulunduğu bilenen Evci-Tahtacı Aşiretlerin bir kısmının Sünnî kültüründe bulunduğu saha araştırmalarından anlaşılır. Buna örnek; Çorum İli civarında kurulmuş “Evci” adlı Altı köyden üçünün Alevî, üçünün Sünnî inanç kültüründe bulunması; Alevî kültüründe bulunan Yozgat İli Akdağmadeni İlçesine bağlı “Aşağı Evci, Yukarı Evci Köyleri” ve Sünnî kültüründe bulunan Boğazkale İlçesi “Evci Beldesi” verilebilir.

GÖZÜKIZIL AŞİRETİ;

Evci Aşireti dedesi İbrahim Dede’ye “Gözükızıl” adı verildiği tarihi kaynaklardan anlaşılır. Yukarıda görüldüğü gibi Evci Aşireti üyelerinin bir kısmı “Alevi”, bir kısmı “Sünni” kültüründedir. Gözükızıl Ocağına bağlı olan, Çorum İli Şanlıosman Köyü ve çevrede kurulmuş bazı köylerde yaşayan ahali “Alevi”, Delice İlçesi ve Kırşehir İli idari sahasında kurulmuş “Gözükızıl” adlı köylerde yaşayan ahali “Sünni” kültüründedir.

ÇAVUŞ AŞIRETI;

Karakeçili Aşiretine bağlı olduğu yönünde yaygın görüş bulunmaktadır. Sungurlu İlçesi idari sahasında “Çavuş ve Çavuşçu” adıyla kurulmuş köylerden, “Çavuş Köyü Alevî”, Çavuşçu Köyü “Sünnî” kültüründe bulunmaktadır. Sünnî kültüründe bulunan Çavuşçu Köyünü kurup adını veren oymağında “Çavuşoğlu” soyadı aldığı ve Sünnî Cemaatine bağlı olduğu bilinir. Ayrıca, Yozgat İl sınırları içerisinde kurulmuş “Çavuşlu Köyü” nün Alevî kültüründe bulunduğu görülür.

KIZILKOCALI, ŞAM BAYADI, VARSAK, SİLSÜPÜR AŞİRETİ;

Üyelerinin Safevî Devletinin Kuruluşu için İran’a gittiği ve bu aşiretlerin Alevî kültüründe bulunduğu kabul edilir. Silsüpür Aşiretinin Şah İsmail’in huzuruna çıkıp, el öpüp Kızılbaşlık giyip, Alevî kültürünü seçtiği ancak, daha sonra Anadolu’ya geri dönüp bölgeye yerleşerek Sünnî kültürüne geçtiği tarihi kaynakların aktardığı konulardandır.

Ayrıca, Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale ve Çankırı yöresinde yaşayan “Güllüce Aşireti, Çiçekli Aşireti, Çay Aşireti, Elmalı Aşireti, Sarıkamış Aşireti, Kozlu Aşireti, Eşen Aşireti, Yenice Aşireti” mensuplarının bir kısmının “Alevi”, bir kısmınında “Sünni” kültüründe olduğu anlaşılır.

Yukarıda kısa örneği verildiği gibi söz konusu bölgede yaşayan “Alevi, Sünni” adı almış insanların aynı, soy, aynı boy ve aynı sülaleye mensup oldukları görülür.

Araştırmacı Yazar İsmail UÇAKCI Ankara Çorumlu Dernekler Federasyonu Genel Başkan yardımcısı

İletişim:

www.ismailucakci.com
e-mail:iucakci@ismailucakci.com
05379416709
Konu ile İlgili ayrıntılı ve kaynakça bilgi; “ÇORUM, YOZGAT, KIRIKKALE, KIRŞEHİR, ÇANKIRI YÖRESİNDE OĞUZ BOYLARI” adlı kitabımızda verilmiştir.

YÖRENİN İSKÂN TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ

Türklerin tarih sahnesine çıkışı M.Ö. Binlerce yıl evveline götürülür. Mezopotonya uygarlıklarından Sümer’ler, Hatti, Hitit, Frikyalı’ların Türk soylu olduğu yönünde önemli bilgi ve belgeler bulunmaktadır. Genel Türk tarihi, Türklerin batı dolayısı ile Anadolu ayağına ilişkin bu bilgileri aktarırken, biz burada Türk birliğini kurmuş Orta Asya menşeili Oğuz Türklerini ve bunların teşkilat yapıları üzerine duracağız. Türklerin tarihte, Orta Asya adı verilen bölgede bulunan Tanrı ve Altay Dağları arasında yaşadığı bilinen bir konudur. M.Ö.4-3 binli yıllarda Altay Devleti adıyla Altay-sayan dağları arasında bir devlet kurduğu ve bu devletin sınırlarının Türkistan ve Hindistan’ı, M.Ö. 2000 yıllarında bu günkü İran’ı etkisine aldığı ve M.Ö.1700-1500 yılları arasında yıkıldığı belirtilmektedir. M.Ö. 8-7 Yüzyıllar arasında tarih sahnesinde görülen ve Turani soydan olduğu bilinen “Saka-İskit Devleti” Türk coğrafyalarında hakimiyet kurmuştur. Sınırlarını Çin’in batısından başlayarak, Karadeniz sahillerine kadar genişletmişlerdir. M. Ö. 444. Yüzyıllarda imparatorluk kurmuş Hun Türklerinin korkutucu ihtişamı ve Çinli’lerin bu imparatorluğa karşı önlem amacıyla sınırlarına 450 km. uzunluğunda set çekip kendilerini korumaya çalıştıkları bilinir. Söz konusu yıllarda İmparatorluk kurmuş ve güçlü komşularına gözdağı olmuş bu milletin köken tarihçesi hakkında ne yazık ki, yeteri kadar yazılı bir bilgi henüz bulunamamıştır. Kuraklık ve siyasi nedenlerden dolayı ata yurtlarını terk ettikleri belirtilen Türklerin, uzantılarının değişik zamanlarda yapılan akınlarla Anadolu’yu yurt edindikleri yine aktarılan konulardandır. Doğu Anadolu bölgesinde M.Ö. 9-7 Yüzyılları arasında Türk kavmi olduğu bilinen Urartu ve İskitlerin hâkimiyeti görülmüş ve İskitler bu hakimiyetlerini M.Ö. 189 yılına kadar sürdürmüşlerdir. Bizans döneminde Anadolu’da “Peçenek, Kıpçak, Saka-Part, Kimmer” lere mensup Hıristiyan Türk ile “Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azeri, Misket, Karakalpak” ve bunlara bağlı pek çok Müslüman Türk aşireti bulunduğu bilgileri aktarılmaktadır. M.Ö. 120 yılında Bulgar Türkleri, M.S. 216 yıllarında Hazarlar ve Barsullar’ın siyasi hâkimiyeti görülmüş, M.S. 395 yılında, Hun Türkleri bir taraftan Balkanlar, bir taraftan da Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya akın düzenlemiş ve Kafkaslardan gelen akıncı gurupları, Erzurum üzerinden Karasu yolu ile Malatya’ya ulaşmışlardır. Daha sonraları Çukurova’yı zapt ederek Urfa, Antakya Kalelerini kuşatırlar. Oradan Suriye’ye inen Hun atlı birlikleri Sur, Kudüs yöresini etkisine almışlar Doğu Anadolu, Azerbaycan yoluyla yeniden Kafkas dağlarını aşarak Karadeniz’in kuzeyindeki yurtlarına dönmüşlerdir. Hun Türklerinin Anadolu akınlarından sonra, Sibir-Sabar Türkleri, Tanrı Dağlarının batı bölgelerinde bulunan yurtlarından kalkarak Anadolu’ya akın yapmışlar ve 508 yılında yapılan bu akınlarla Kayseri, Konya, Ankara yöresini etkisine almışlardır. Hun ve Sabar-Sabir Türklerinden sonra, İslamiyet’i kabul etmiş Oğuz Türkleri, Abbasilerle birlikte VIII. Yüzyılda Anadolu seferi düzenlemişler ve bu seferler sırasında Türkistan ile Horasan’dan Anadolu’ya gönüllü askerler gelmiştir. 875 yılında Oğuz Türkü “Tolunoğlu Ahmet Bey”, Mısır, Şam, Halep, Antakya yöresine sülale adıyla hanlığını kurmuş ve bu yüzyıllarda peş peşe gerçekleşen tarihi vakalarla sınırları Hazar’ın güney doğusundan itibaren, Sırderya Nehri vadisi boyunca uzanmıştır Bu bölgelerde yaşamlarını sürdüren Oğuzları etkisine almış ve bunun neticesi olarak Oğuzlar batıya göç ederek, İran, Irak, Suriye ve Anadolu’ya gelmişlerdir. 1016 yılı, daha Selçuklu Devleti kurulmadan önce Çağrı Bey komutasında bulunan Türkler Horasan, İran ve Anadolu’ya seferler düzenlemişlerdir. Horasan ve Nişabur’da kuvvetlenen Selçukluların ilk hükümdarı olan Tuğrul Bey, 1054 yılında Doğu illerimizi kuşatarak Malazgirt’i etkisine almış ve Selçuklu akınları Bizans üzerine kesintisiz olarak devam etmiştir. Anadolu’ya yapılan ve yüzyıllarca süren bu akınlar, yörede yaşayan yerli ahalinin can güvenliğini ortadan kaldırmış ve bunun neticesi olarak, can güvenliği kalmayan Bizans ahalisi atlarını, arabalarını alarak deniz ötesi bölgelere göç etmek durumunda kalmışlardır. Bizans halkının göçleri sunucu oluşan Anadolu’daki bu boşluk ortamını Bizanslılar sadece askerlerle dolduramamış ve bu boşluk ortamı Türk akıncılarına başka bir ifadeyle fetihlerine büyük oranda yardımcı olmuştur. Göçlerden oluşan boşluk ortamı, fetihten önceki yüzyıllarda önce gelip Bizans içerisine yerleşmiş Türkler, Sultan Alparslan’ın ordusuna büyük yardımlarda bulunmuşlar ve onun yanında yer alarak Bizans’a karşı savaşmışlardır. Fetihten sonra 1085 yılında Anadolu’ya önemli bir Türkmen göçü yaşanmış ve bu göçte yöreye de yerleşmeler olmuştur. Anadolu tarihin her devrinde olduğu gibi 1231 yılında 12 000’i asker olmak üzere On binlerce Harzem Türk göçleri takip etmiştir. XIII. Yüzyılın ilk çeyreğinde Babai Tarikatı kurucusu Baba İlyas tarafından çıkartılıp, baş halifesi “Baba İshak” tarafından idare edilen “Babai” isyanları devlet ve ahaliye büyük zararlar vermiş, gücü zayıflamış devlet 1243 yılında yapılan Moğol İstilasına engel olamamıştır. Moğollar, 1256 yılından itibaren Sivas’tan, Kütahya’ya, Kara Hisâr-ı Demürlü’den, Konya’ya kadar göçebe hayata elverişli tüm Orta Anadolu otlaklarını işgal etmişlerdir. Bu işgalde Asya’nın ortasından başlayan Moğol istila selinin önü süre kaçan pek çok Uygur, Kıpçak ve diğer Türk kavimleri de Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Moğolların Ca-ungar (Çongar) koluna bağlı aşiretler, Çorum, Sivas, Yozgat, Kırşehir yöresine yerleşmişler ve bu işgalde, ünlü Şehzadeleri “Kongurtay, Turku ve Tuvadın” Delice kışlaklarını yurt edinerek işgal kuvvetlerini buradan yönetmiştir. Bu şehzadelerin yaşadığı yerler zamanla daha da gelişmiş kendi, başka bir ifadeyle, Konur ve Çongar adlarıyla tarih sayfalarında yerini almıştır. Kongurtay’ın yönetimi sırasında işgale karşı direnen Türkmen direnişçiler saklandığı ormanlarla birlikte yakılarak imha edilmişlerdir. Moğollar, buradaki hâkimiyetleri döneminde yerli Türk insanına büyük baskılar yapmış ve bu insanlardan önemli bir bölümünü yöreden göç ettirmişlerdir. Bu baskılara dayanamayıp yöreden göç eden on binlerce Türkmen güneyde konuşlanmış Memlûklu Devletine sığınmış, onlarda bu Türkmenleri tampon bölge durumunda bulunan İlhanlı ile Ermeniler arasına yerleştirmişlerdir. XIII. Yüzyılın ortalarında Denizli havalisinde 200 000, Kastamonu havalisinde 100 000, Ankara’nın kuzeyindeki dağlık bölgede 30 000 çadırlık Türkmen ahalisi yaşadığı kaydedilmektedir. Anadolu’ya gelerek burayı yurt edinen Oğuz Boyları burada boy, soy, aşiret, cemaat, oymak, taife, bey adlarını yaşatmışlar, bu adları ya yerleştikleri yere vermişler ya da kendilerine isim (lakap) olarak almışlardır. Yer, soy ve sülale adlarını incelediğinde bu durum açıkça görülmektedir. Memluklulara sığınmış Türkmenler Suriye Valilerinin hizmetine girerek kuzeye doğru yaptıkları seferlere katılmışlar ve Maraş’a kadar ilerlemişler, yaptıkları mücadelelerde edindikleri başarılarla Memlûkluların güvenini kazanmışlar, onların desteğini alarak Halep Valiliğine bağlı Zeyneddin Karaca Bey önderliğinde Emirliklerini kurmuşlardır. Böylelikle kendi kendilerini idare etmeye başlamışlar ve Halep’ten başlayıp, Elbistan’a kadar uzanan bölgeyi yurt edinmişlerdir. Zamanla güçlenerek bazen Memlûklularla, bazen de kendi başlarına sefer düzenlemişler ve bu seferleriyle isimlerini çevreye duyurmuşlardır. Emirliklerini kurduktan sonra Tarih sayfalarında Dulkadirliler adıyla anılmaya başlamışlar ve Karaca Bey komutasında gelişmesini sürdürmüşlerdir. İlhanlıların iç karışıklığını ve Memlukluların desteğini lehlerine kullanmışlar kuzeye yani, Orta Anadolu içlerine doğru seferlere başlamışlar ve böylelikle 1294 yıllarında Sivas’a kadar ilerlemişlerdir. Dulkadirli ile Memlûkluların iyi ilişkileri çok sürmemiş, Halep Valisine götürülmekte olan bir ganimet kervanını Türkmenlerin soyduğu iddiası ve buna Karaca Beyin duyarsız kaldığı gerekçesiyle Halep Valisi Karaca Beyin üzerine yürümüştür. Bu yürümeden netice alamaması sonucunda Eretnâlılar’dan yardım istemiş ve Eratnâlılara bağlı güçler bir yerde Karaca Beyi yakalayıp, Memlûklulara teslim etmişlerdir. Memlûklular da 1353 yılında Karaca Beyi asarak öldürmüşlerdir. Güneyde bu durumlar cereyan ederken Kara Hisâr-ı Demürlü yöresinin çehresi değiştirilmeye başlanmış ve bu çerçevede XIII-XIV. Yüzyılda zamanının modern mimari üslûbuyla Kara Hisâr-ı Demürlü Tülüce Camî inşâ ettirilmiştir. Hâl böyle iken Anadolu’da son Moğol Valisi olan Demirtaş, kayın biraderi olan Uygur Türk’ü Eretnâ’yı yerine vekil bırakarak Mısır’a iltica etmiştir. Eretnâ Beyde çok geçmeden bu fırsatı kendi lehine kullanmış ve merkezi Kayseri olan Danişmendiye topraklarına kendi adıyla devletini kurmuştur. 1380 yılında ölümü üzerine yerine küçük yaştaki oğlu Mehmet geçmiş ve devletini iyi bir şekilde idare edememiştir. Bunun üzerine Kadı Burhanettin Ahmed yönetime el koymuş, kendi adıyla devletini kurup, yöreyi 1390’lı yıllarda Aksaray Vilâyeti idari sahasına dahil etmiştir. Bu dönemlerde Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt yöreyi Osmanlı yönetimine almak için seferler düzenlemiş ve yöreyi geçici olarak iki defa Osmanlı topraklarına katmıştır. Buna tepki amacıyla yöreye Timur saldırısı başlamış. Timur kuvvetleri konaklamış dinlenirlerken, otlakta yayılmakta olan atları Dulkadirli Türkmenleri tarafından kaçırılmış ve bu durum Timur’un Dulkadirli Türkmenlerine büyük kin duymasına neden olmuştur. Bu kinin sonucu olarak Dulkadirli illerinde büyük yağmalar yapmış, tabiri yerinde ise yakıp, yıkarak taş üstünde taş bırakmamıştır. 1402 yılında yapılan ve tarihte “Çubuk Savaşı” adı verilen savaşta Osmanlı Ordusunu yenen Timur geri dönüşünde kendi soydaşları ile birlikte, beraberinde bir kısım Bozoklu Türkmeni de götürmüştür. Osmanlı topraklarında olaylar böyle gelişirken, komşuları Memlûklular ve Karamanoğulları tarafından cendereye alınmış Dulkadirli Beyliği bu cendereden korunmak amacıyla Osmanlılarla ittifak yapmışlar. 1402 yılından sonra yapılan bu ittifak sonucunda Bozok yöresinde bulunan Çandır (Kasabası), Kozan (köy) ve Budaközü Kazası idari sahasında bulunan Bey Kışlasına Dulkadirli beyler yerleştirilmişlerdir. Dulkadirli illeri ile Çukurova yöresinde yaşayan pek çok Türkmen Aşireti de Osmanlılar ile Karamanlılar arasında tampon bölge konumunda bulunan Kırşehir-Yozgat (Bozok) civarında ki, Moğollardan boşalan köylere yerleştirilmişlerdir. Böylelikle Bozok yöresinde bulunan Moğollardan boşalan köyler Dulkadir illerinden gelen Türkmenler tarfından şenlendirilmiştir. Bu yıllardan sonra yörede Dulkadiroğulları hâkimiyeti başlamış vebölge “Bozok”, Kara Hisâr-ı Demürlü yöresi “Budaközü”, bağlı aşiretleri de yörede, “Şamlı, Halepli, Bağdatlı, Musullu, Tarhanlı, Kerküklü, Maraşlı” adıyla anılmaya başlamıştır. Dulkadirli beyleri Memluklu Devletinden çekindiği için uzun sure beylik merkezi, yani Başşehri Elbistan’ a gidememiş ve devletlerini Bey Kışlasından idare etmişlerdir. Dulkadirli Beyi Nasrettin Mehmet Beyin ölümü üzerine yerine 1443 yılında oğlu Süleyman Bey atanmış, Süleyman Bey kızı Sitti Hatun’u Fatih Sultan Mehmet Hanla evlendirerek Osmanlı, Dulkadirli dostluğunu sağlamlaştırmıştır. 1446 yılında büyük bir deprem hadisesi yaşanmış ve bu deprem tarih sayfalarında Danişmentli depremi, halk arasında da “Küçük kıyamet” adıyla anılmıştır. Kırk gün aralıklarla devam eden bu depremde yörede büyük yıkımlar meydana gelmiş ve bu nedenle pek çok yöre insanı başka bölgelere göç etmek durumunda kalmıştır. Bundan sonra sırasıyla 1454 yılında Melih Arslan Bey, 1467 yılında Şeyhsuvar Bey, 1472 yılında Şahbudak Bey, tahta geçmiş, bazı Türkmen beylerinin Fatih Sultan Mehmet’e bir yazı göndererek, Memlûklu yanlısı ve kardeş katili olan bu beyin alınması ve yerine Şeyhsuvar Beyi atanmasını istemişler, Fatih’te bu beylerin isteğini yerine getirmiş ve Dulkadirli Beyliğine Şeyhsuvar’ı atayıp askeri bir güçle Maraş’a yollamıştır. Şeyhsuvar Bey, beyliğine karşı gelen ve Memlûkluların desteğini gören kardeşi Şahbudak’la şiddetli çatışmalara girmiş; bu çatışmalar sürerken 1471 yılında Şahbudak Bey, Memlûkluların desteği ile tekrar beyliğe atanmıştır. Bunun karşısına da Osmanlı yanlısı olan diğer kardeşi Alaüddevle Bey çıkmış ve Dulkadirli kardeşler arasında taht kavgaları devam etmiştir. Bu kavgaya Fatih Sultan Mehmet müdahale etmiş ve Şahbudak Beyi görevden alarak kendi yanlısı olan Alaüddevle Beyi Dulkadir Beyliğine atamıştır. Alaüddevle Bey, kızı Ayşe Hatun’u II. Beyazıtla evlendirerek Osmanlı Hanedanlığı ile iyi ilişkilerini sürdürmüş, bu iyi ilişki sonucu “Kırşehir, Çiçekdağı, Süleymanlı, Budaközü, Hüseyin-Abâd” ve bunlara bağlı köylerinin de bulunduğu 43 köyü dirlik arazisi olarak vermiştir. Kardeşler arasında taht kavgaları sürerken 1489 yılında Alaüddevle Bey baskın gelmiş ve Şahbudak Beyi yandaş aşireti Rişvan Aşireti ile birlikte bertaraf etmiştir. Şahbudak Bey kaçıp, Amasya Valisi olan Şehzade Beyazıt’a sığınmış, Rişvan Aşireti de yaşamını sürdürmüş olduğu Kırşehir ve Bozok civarından, Maraş yöresine geri dönmek durumunda kalmışlardır. Dulkadirliler, dolayısıyla yörede bu olaylar cereyan ederken Moğol istilasından sonra Anadolu’yu terk edip doğuya göç eden, “Şambayadı, Ağcalı, Akçakoyunlu, Kızılkocalı, Dedesli, Ustaculu (Çayan-Çavuşlu), Turgutlu Aşiretler”ine bağlı Türkmenler, İran’da devlet kurma çalışmalarına başlamış ve bu çalışmalarına Anadolu’daki akrabalarının desteğini istemişlerdir. Aslen, Anadolu Türklerinden olan Şeyh Cüneyt, oğlu Şeyh Haydar ve torunu İsmail (bu Şah İsmail) Bozoklu müritlerini desteğe çağırmış, başta “Söklen, Ağcalı, Şambayadı Aşiretleri” olmak üzere “Varsak, Akkoyunlu-Karakoyunlu Aşiretleri”nden de önemli ölçüde destek almıştır. Diğer Anadolu Türkmenleri gibi bu aşiretler de Şah İsmail’in etrafında toplanıp, onun hükümdarlığında kurulan Safevî Devleti’nin Kuruluşu için İran’a gitmişler ve dolayısıyla 1502 yılında Safevî Devleti’ni kurmuşlardır. Önemli bir kısmı Kara Hisâr-ı Demürlü yöresinden olduğu anlaşılan bu Türkmenler, Safevî Devleti kurulduktan sonrada yardımlarını göstermişler ve bu devlete önemli ölçüde insan gücü desteğinde bulunmuşlardır. Gerek önceki gerekse sonraki dönemlerde İran’a gitmiş ve Safevîlerle birlikte hareket etmiş aşiretlere bağlı taifelerin tamamına yakınının yörede bulunduğu tarihi kaynaklar ve yerleşimlerden anlaşılır. Alaüddevle Beyden sonra tahta oğlu Şahruh Bey geçmiş, buna karşı da eski beylerden Şahsuvar Beyin oğlu Ali Bey gelmiş ve Dulkadirli kardeşler arasında taht kavgaları sürmüştür. 1515 yılında bizzat Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından yönetilen Osmanlı ordusu XIII. Yüzyılda kurulan ve sınırlarını genişleterek Bozok civarını siyasi etkisine almış, Dulkadirli Devletinin varlığına son vermiş ve bu savaşta On bin kadar Dulkadirli Türkmeni İran’a kaçmıştır. Buna tepki amacıyla 1519 yılında Şah Veli adıyla anılan bir kişi etrafına topladığı, içlerinde Hisarbeyli Aşireti beylerinin de bulunduğu üç-dört bin kişi ile mühim bir isyan çıkartmıştır. Bu isyanda önce Bozok Valisi Üveys Beyin evini basıp, Sivas Beylerbeyi Şadi Paşa ve bağlı güçlerini yenmiş olmasına karşın daha sonra oluşturulan bir güce yenilmiş ve bu yenilgide Şah Veli yakalanarak, başı vurdurulmuştur. Tarihte yaşanan ilk Celâli isyanı olduğu kabul edilen bu isyanın, Şah İsmail’in Anadolu’daki yandaşları tarafından çıkartıldığı kaydedilmektedir. Siyasi işler bu şekilde sürerken, XIV. Yüzyılda başlayan gelişmeler devam etmiş ve bu çerçevede 1521 yılında Kara Hisâr-ı Demürlü bölgesine Erkulu (Ergülü) Baba Vakfı önemli yatırımlar yapmıştır. Dulkadirli Devletine son verilmesine Anadolu Türkmenleri karşı çıkmaya devam etmiş ve 1527 yılında Hacı Bektaş-i Veli şeyhlerinden Kalender Çelebi öncülüğünde büyük bir isyan çıkartılmıştır. Yirmi bini aşkın isyancının katılımıyla çıkarılan bu isyana “Dulkadirli, Bozoklu, Çiçekli, Mesudlu, Karacalı Aşireti” mensupları ile işsiz kalıp, dirliği ellerinden alınan Dulkadirli sipahileri de katılmış ve isyan güçleri, devlet güçleriyle girdiği çatışmalarda galip gelmiştir. Bunun üzerine devlet işsiz kalıp, dirliği kesilen sipahilerin dirliğini geri vermiş ve böylelikle Kalender Çelebi’nin arkasından ayrılmalarını sağlamıştır. Sipahilerin arkasından ayrılmasıyla Kalender Çelebi güçsüz kalmış ve devlet güçleri tarafından yakalanarak öldürülmüştür. 1601 yılında devam eden Celâli İsyanları yörede büyük zayiatlara sebebiyet vermiş, isyancıların baskılarından kaçan yöre insanı başta Ankara olmak üzere komşu il ve ilçelere sığınmışlardır. İsyanın bastırılmasından sonra kaçan insanların yurtlarına geri dönmeleri yönünde çağrılar yapılmış ve bir kısmı bu şekilde geri döndürülmüştür. XVII. Yüzyılın başlarında Kara Hisâr-ı Demürlü’ye yatırımlar devam ettirilmiş ve bu konuda Sungurlu İlçesi Sarıkamış mevkiinde bulunan cami yaptırılmıştır. XVII. Yüzyıl sonlarında başlayıp, yüz yıl sürdüğü belirtilen ve çoğunluğu Bozok Sancağı civarından olduğu anlaşılan 84 000 çadır Türkmen ailesinin başta Rakka (Diyarbakır, Halep arası), Kıbrıs, olmak üzere yurdun değişik yörelerine zorunlu iskâna tabii tutulmuş ve bunlardan boşalan yerleşim yerlerine konar-göçer halde yaşayan Türkmenler yerleştirilmişlerdir. Söz konusu iskanla yörede bulunan “Kara Hisâr-ı Demürlü kaza ve nahiyesi, Salmanlı Kazası, Deliceözü Kazası, Konur Kazası, Kızılkocalı Kazası” gibi pek çok şehir ve köy boşalmıştır. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi ayrı bir başlık altında verilmiştir. Yörede tarihi olaylar bu şekilde sürerken, İran’da hüküm süren Safevî Devletinde kardeş kavgaları başlamış, kardeşlerden Abbas Bey Osmanlı Devletine sığınmıştır. Hükümet Abbas Beye Midilli Adasında ikamet göstermiş, Abbas Bey ise burada durmayarak taraftarlarının yaşadığı Bozok Sancağına gelip yerleşmiştir. Önceki yüzyıllarda olduğu gibi yine, Bozoklu Türkmenler Safevî Devletinin güçlendirilmesine destek vermiş, Alaca Beyi, Mamalı Aşireti mensubu Ömer Bey (Bu Çapar Ömer ‘Çapanoğlu’ olması kuvvetle muhtemel) ile Sungurlu Beyi Sungur Bey, yöreden topladığı 3000 atlı gücü İran’a yollamış ve Abbas Bey İran’a vararak şahlığını ilan etmiştir. Osmanlı Devletinin gerileme döneminde Budaközü yöresi asker kaçağı eşkıyaların yurdu, başka bir ifadeyle kurtarılmış bölgesi haline gelmiş ve bu eşkıyalar uzun yıllar yöreye büyük zayiatlar vermiştir. Yine, bu yüzyılda yörede büyük zelzele ve yangın felaketleri yaşanmış, bu felaketlerden dolayı bir gurup yöre insanı başka yerlere göç etmişlerdir1793 yılında Çorum ve havalisinde büyük bir zelzele hadisesi yaşanmış, bu zelzelede yörede bulunan cami, han, hamam ve konutlar önemli oranda hasar görmüştür. Yörede, 1871 yılında başlayıp ve dört yıl süren bir kıtlık yaşanmış, bu sürede yöre insanı ağaç kabuğu, üzerlik ve ayrık otu yiyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Aradan fazla geçmeden 1883 yılında yöre çekirge istilasına uğramış, milyarlarca çekirge yörede bulunan ekili ve dikili arazide yeşil namına bir şey bırakmamıştır. Bundan dolayı yörede kıtlık yaşanmış ve bu kıtlıktan kurtulmak amacıyla binlerce yöre ahalisi başka yerlere göç etmiştir. 1913 yılında salgın hastalıklar baş göstermiş ve bu salgınlardan çoğunlukla Kafkas göçmenleri olmak üzere çok sayıda yöre insanı telef olmuştur.

İsmail UÇAKCI
Kültür Araştırmacısı
Ayrıntılı ve kaynak bilgi; Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Çankırı Yöresinde Oğuz Boyları\" adlı kitabımızda verilmiştir.


Çayan Aşireti



Oğuzların Çepni Boyuna bağlı olduğu ve adını, Safevî Beylerbeyi Muhammed Beyin lakabından aldığı ve Ustaculu Cemaatinin alt taifesi olduğu belirtilmektedir.

XIII. Yüzyılın ortalarında Anadolu’nun Moğollar tarafından istila edilmesi üzerine yüzlerce Türkmen Aşireti örneğinde olduğu gibi doğu bölgelerine göç etmiştir.

1402 yılında yapılan Ankara savaşında Moğolların Osmanlı’yı yenip Anadolu’dan çekilmesi üzerine Dulkadirli Aşiretleri ile birlikte Orta Anadolu’ya geri dönmüş aşiretlerdendir.

Safevi Devletinin kuruluşunda önemli görevler üstlenmiş aşiretin, Bozulus Türkmen gurubundan olduğu, bazı taifelerinin XIX. Yüzyıl ortalarında Çorum İli civarında yaşadığı ve 120 hane ahalisinin Nevşehir yöresine yerleştirildiği kaydedilir.

Aşiret mensuplarından bazı taifelerin Sungurlu İlçesine bağlı “Çayan ve Körkü Köyleri”nde; bazı taifelerinin de Delice İlçesine bağlı Halıtlı Köyü civarında yaşadıkları anlaşılmaktadır.

Sungurlu İlçesi idari sınırlarında bulunan Çukurlu, Beylice, Kamışlı, Körkü, Şekerhacılı, Çiçeklikeller Köyleri ile Boğazkale İlçesi Yanıcak ve Beyyurdu Köylerinde yaşayan bazı oymakların akrabalık ilişkilerinin bulunması bu aşirete bağlı olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Alaca İlçesi Karkın Köyünde “Çayan” adlı araziye adını vermiş oymak; Çorum İli Merkezinde “Çayan” soyadı almış oymak ve Kayseri İli Tomarza İlçesi “Çayanlı Köyü” ne adını vermiş oymağın adını bu aşirete izafeten aldığı söylenebilir.

Dulkadirli Hanedan soyundan gelen Dr. Ali Sayar beyinde belirttiği gibi Çayan Aşireti Dulkadirli Aşiretidir. Yöreye yerleştiklerine ilikin fazlaca arşiv bilgisi mevcuttur.

Konu ile ilgili geniş ve kaynak bilgi: "Çorum, Yozgat, Kırıkkale, Kırşehir, Çankırı Yöresinde Oğuz Boyları" adlı eserimizde yer verilmiştir.

 



Son Üyemiz

ANGAY38
(A,SAMED ANGAY)
Çayan Köyünden
Toplam Üyemiz: 247
Dernek Duyurusu
Rahmetle Anıyoruz
Tüm Kayıtlar
Anasayfa  |  Forum  |  Bilgi  |  Dernek Haber  |  Rehber  |  Hesabım  |  Resimler  |  Video  |  Tanışalım  |  Mesajlar  |  Aşık Gülabi

Bu Sayfa Özkan ÖZKARA tarafından tasarlanmıştır.
www.cayankoyu.com Copyright@2011